fbpx AGNODİCE ,KADIN DOKTORLUK MÜCADELESİ | Mamak Havadis

AGNODİCE ,KADIN DOKTORLUK MÜCADELESİ

1

Günümüze baktığımız da ;yaşanan eşitsizliler,sömürüler,savaşlar,anti demokratik uygulamalar,baskılar,güçlü diktatörlükler,dünyaya hakim şirketler,emperyalist ülkeler vb karşısında ;işçi sınıfında,sivil toplum örgütlerinde, demokratik kitle ötgütlerinde,sendikalarda ,öğrencilerde, gençlikte kısacası toplumun en geniş kesimlerinde aşırı umut kırılmaları,kabullenilmiş çaresizlik hakim. 
Ama şunu unutmamak gerekiyor. Geri gidişler,yerinde saymalar da olsa asla ilerlemenin önüne geçilemez. Önemli olan mücadele süreklilik ve örgütlülüktür. Hani bir söz vardır. "Mücadele edenler herzaman kazanamazlar ama kazananlar herzaman mücadele edenlerdir. "
 Bugün bize alışılmış ve  hayatın doğal akışı içinde normal gelen, farkında bile olmadığımız birçok haklarımız,geçmişte verilen bedellerin sonucunda elde edilmiş kazananımlardır. 
Bugün de mücadelesi verilen birçok hak ilerde hayatın doğal akışı içinde farkedilmeyecek bile. 
Nasıl ki kadın doktorların varlığını sorgulamadan doğal buluyorsak. 
Oysa kadınlar doktor olabilmek için bile bedelini ödediler. 
İşde o süreç;Tarihteki ilk kadın jinekolog AGNODİCE,

Kadınlar yaşamın her noktasında emek harcamış, üretmiş, fakat tarihi yazan hep erk olduğu için kadınların adlarından, kimliklerinden, cinsiyetlerinden söz dahi edilmemiştir. Tıp tarihinde de kadınlar aynı muameleyle karşılaşmış, başarılı yüzlerce erkek hekimden bahsedilmiş fakat kadın hekimlerden bahsedilmemiş olması ilk hekimlerin kadın olduğu gerçeğini değiştiremez. Her alanda olduğu gibi tıp tarihinde de erkek kuşatması görüyoruz.

Tıp doğanın bir kopyasıdır ve öğretilerinin hepsini doğadan alır. Doğa da insan gibi uyur, uyanır, hastalanır ve yorulur, bunların hepsinin çözümünü de kendi bünyesinde oluşturur; kendini onarır, korur… Doğanın üretkenliğini (doğurganlığını) ve onarıcılığını dişi olarak görebiliriz ve dişi olan doğa insanlık kadar eski tıbbın ilk öğretilerini kadın ruhuna üfler ve bedeninde  yeniden varolur. 

İlk hekimlik de doğanın dişiliğinin aktarımıyla kadında vücut bulur ve kadının tıp ile kucaklaşma süreci yavrusuna dokunduğu vakit başlar. Tıbbın öncülerinden olan Yunanlı doktorlar aslında bitkilerle tedavi, iksir, ilaç ve ameliyat tekniklerine dair bilgileri kadınlardan öğrenmiş, bu teknikleri tıbbı bir güç olarak görüp ele geçirmek isteyen erk anlayış; kadın hekimleri, şifacıları, büyücüleri, cadıları katlederek tıbbı erk çatısında toplamak istemiştir.

Antik kültürlerde tıbbın doğa tarafından kadınlara bahşedilmiş bir imtiyaz olduğuna inanılır ve tıbbın anası olarak adlandırılan kadın (kaynaklarda genellikle kraliçeler yer alır) hekimler hastalara şifa dağıtırdı. Tıp tarihinin yer aldığı kaynaklarda Antik döneme ait saptanabilen ilk kadın hekim Mısırlı Merit Ptah’dır. Ptah’ın resmi Step Saqqara piramidinin yanındaki mezarda bulunmuştur. Bunu takiben saptanabilen ilk kadın hekimlerden bir diğeri ise kraliçe Shubad’dır. Sümer-Ur kraliçesi Shubad’ın mezarında taş ve bronzdan yapılmış cerrahi aletler bulunmuştur. Kraliçe Shubad’ın ölümden sonraki hayatında kullanabilsin diye bu cerrahi aletler ile birlikte gömülmüştür.

Hastalara şifa dağıtan Mısırlı kadın hekimler ise sırasıyla kraliçe Mentuhutep ve kraliçe Hatshepsut’dur. Kraliçe Hatshepsut döneminde Mısırda, Heliopolis’de saltanat dışındaki kadınların da tıp eğitimi aldığı saptanmıştır. Aristo’nun öğrencisi olan Büyük İskender Mısır’da İskenderiye kentini kurduktan sonra burada ilk tıp okulu MÖ 300 yılında kurulmuştur. Bu okulun ilk hocaları antik Yunanistan’ın en önemli hekimleri olan Herophilos ve Erasistratus’dur. Bu dönemde ataerkil bir devlet anlayışına sahip olan antik Yunan’da kadınların hekimlik yapması ve tıp okuması yasaktı. Bu yasağa şiddetle karşı çıkan ve hayatının en büyük ideali hekimlik olan AGNODİCE (Doğum: MÖ 300) babasının da desteği ile saçını keserek erkek kılığında İskenderiye tıp okuluna girer ve burada Herophilos’un öğrencisi olur.

Tıp eğitimini tamamladığı dönemlerde Atina sokaklarında gezerken doğum sancısı çeken bir kadının çığlıklarını duyar ve doğum yapan kadının yanına koşarak yardım teklif eder ancak Agnodice’in erkek olduğunu düşünen kadın onun kendisine dokunmasını istemez. Bunun üzerine Agnodice kıyafetlerini kaldırarak kendisinin kadın olduğunu kanıtlar ve kadına doğum yaptırır. Zamanla kadınların arasında yayılan bu hikâye nedeni ile tüm kadınlar Agnodice’in üzerine üşüşür ve çok aranan bir doktor olur. Diğer erkek doktorlar bu durumu kıskanır ve tercih edilmemenin verdiği hırsla Agnodice’i jigolo olmakla ve kadın hastaları baştan çıkarmakla suçlarlar. Ayrıca kadınların Agnodice’i görmek için yalandan hasta olduklarını öne sürerler.

Bu suçlamalar ile mahkemeye çıkarılan Agnodice halk mahkemesi önünde Atina’nın önde gelen adamları tarafından mahkûm edilir ve idam cezası alır. Hayatını kurtarabilmek adına Agnodice gerçek cinsiyetini açıklar. Bu defa da kadın olarak tıp eğitimi aldığı ve hekimlik yaptığı için ölüm cezasına çarptırılır. Ancak başta mahkûmiyet kararını veren yargıçların eşleri olmak üzere tüm kadınlar ayaklanır ve kocalarına kendi düşmanları mı olduğunu sorarak kendilerine şifa dağıtan Agnodice’in öldürülmemesi gerektiğini ve Agnodice’in ölmesi halinde tüm kadınların da onunla birlikte ölüme gideceklerini söylerler. Kalabalığın ve eşlerinin baskısına dayanamayan yargıçlar Agnodice’i mahkûm etmekten vazgeçerler ve bu tarihten itibaren “kadınlara bakmak” şartıyla kadınların da hekimlik yapmasına izin verilir. Böylece Agnodice tarihte ilk jinekolog olarak ismini yazdırır.

Tarihte de kadının güçlü olanı erkleşmiş olanın izleri yer alsa da insanlığın yeryüzünde sorunlarla ilk karşılaştığı vakit kadın doğanın öğretilerini kullanmaya başladı ve simya gibi birçok alanda ismi olmayan onlarca kadın yaşamın devamlılığı için üretmiştir. Üretkenliğini tamamen doğayla iç içe yaşayıp doğanın dişi bağları sayesinde geliştiren kadın otların şifasını masajın ve dokunmanın enerjisini geliştirerek özünde tıbba da rehberlik etmiştir.

Fakat tıp tarihi verilirken genellikle tıbbın babaları anlatılır ve annesi olmayan bir tıbba baba figürü çizilir. Tıp tek başına üreme yetisi olmayan erkeğe evlat biçilerek yaşam tek cinsin gücü üzerine yıkılır ve erk her zaman yüceltilir. Yukarıdaki tarih her şekliyle eksiktir. Çünkü tıbbın yaratıcısı yaşanılan sorunlara cevap arayan cinsiyet ayrımı yapmaksızın insanlara cevap olan doğadır. Yani doğmak ve doğurmaktır.
Görüldüğü gibi hayatın doğal akışı içerisin de farkında bile olmadığımız kadın dokturluk bile birzamanların ödenen bedelleri üzerinde elde edilmiştir. Bu gün de bedelleri verilen birçok haklar ileriki zamanlarda hayatın doğal akışına karışacaktır. Yeterki umudumuzu ve mücadele yetimizi kaybetmeyelim. 

*Evde kal,sağlıklı kal TÜRKİYEM. 
*Karanlıklar bitecek,Güneş doğacak BİRGÜN. 

mustafaakgul06@gmail.com